Sabahın Körü'nden Notlar |
Hayırlı sabahlar...Eğer blog'u takip ederseniz beni size anlatacaktır zaten..Buraya bir şeyler karalamanın lüzumu yok...Sabahın Körü'nden notlar okumaya hoşgeldiniz ! Dilek Kutusu; sabahinkoru34@gmail.com |
CHP Tunceli(Dersim) Milletvekili bugün (15 Mayıs) şöyle bir şey paylaştı sosyal medyada;
“CHP’nin cemevlerine ve tüm diğer ibadet yerlerine yasal statü tanınması için verdiği kanun önergesinin Genel Kurul gündemine alınması bugün AKP oylarıyla reddedildi, TEK DİN dil sürçmesi değildir! Muaviye zihniyetidir! AKP Muaviye geleneğinin temsilcisidir!”
(Kaynak: pikniktupu)

“Allah’ın Kızları” , Nedim Gürsel
Yıllar önce aldığım ve aylardır elimde sürünen kitabımı bitirmenin verdiği derin huzuru yaşıyorum bugün. Araya başka kitaplar, makaleler, dergiler girdi. Bir ara kitabı bir yerlerde unuttum , bulunca başa döndüm okudum. İlk defa bir romanı bu kadar uzun zamanda bitirdim. Bu son olsun. Roman dediğin hemen okunup bitmeli, değil mi?
3 Mayıs 2012

Anneannem: Eskiden sadece kil vardı. Sonra sabun çıktı.
Annem: Eskiden sadece sabun vardı. Şimdi şampuan çıktı.
Ben: Eskiden negzel :) sadece şampuan vardı, şimdi “Şampuan, Krem, Maske, Gece Serumu, Gündüz Serumu …”
Bi’ de şekilendiriciler grubu var tabi… Jöle, Köpük, Sprey, Mavi Su (Sarıkız mı neydi adını bilemediğim renkli su), Krem 7/24’ler vs. vs..
Saç bakımı zor iş vesselam, yıldım.
Mayıs 2012
Şöyle güzel 1 Mayıs afişleri buldum.
Kaynak: Annem
97 yıl önce yaşanmış olanları unutmak istemeyişimizin nedeni, sadece yitip giden masum canların anısına saygı değil, başka türlü bir geleceğe duyduğumuz inanç. “Abrek yereğek, payts mez bes çabrek” (Yaşayın çocuklar ama bizim gibi değil) diyen büyük ozan Hovhannes Tumanyan’ın sözlerindeki derin anlamın işaret ettiği ise, barışçı bir gelecek inşa etme sorumluluğu. 1915’te insanın, tabiatın ve medeniyetin nasıl yok edildiğine dair idrakin kök salması ise, bunun olmazsa olmaz koşulu.
1915’i hatırlarken, gücümüzü cezalandırma veya bedel ödetme arzusundan değil, hep birlikte geçmişin prangalarından kurtulma isteğinden alıyoruz. Çünkü hepimizi özgür kılacak olan, gerçeklerdir. İnsanları “Dedelerimize katil diyorlar!” diye korkutuyorlar, ama sorumlular Türkler, Müslümanlar veya Kürtler değildir. Çünkü soykırımları halklar değil, zihniyetler yapar. Tıpkı Naziler gibi, İttihatçı zihniyet de, aslında hem mağduru hem de faili kurban etti; ölen öldü, geride kalan ise hastalandı. Sonraki iktidarları bu derin suça ortak edense, yürütülen sistemli unutturma ve reddetme politikası oldu.
Aslında Türkiye’de artık 1915’te ne olduğunu tartışmıyoruz. O karanlık yıl ve sonrasında yüz binlerce insanın yerinden yurdundan edildiğini ve bir daha geri dönemediğini, pek çoğunun Anadolu toprağının bir köşesinde veya Suriye çöllerinde bir mezar taşı bile olmadan yattığını, bu konu üzerine konuşan herkes biliyor. Hayatta kalmak için çok sayıda insanın din değiştirmek zorunda kaldığını; Müslüman ailelerin yanına sığındığını da… Bu gerçekler artık sadece “Kimse bize soykırım yaptınız diyemez!” diklenmesiyle savunulabiliyor. Sanki başka türlü bir adlandırma, olup biteni hafifletecekmiş gibi…
2015 yaklaşırken, Türkiye’yi daha milliyetçi bir zemine çekmek için gösterilen çabalara tanık oluyor ve bundan endişe duyuyoruz. Geçen yıl 24 Nisan’da, askerliğini yapmakta olan Sevag Balıkçı’nın öldürülmesi, Hocalı anmasında yükselen nefret, Türkiye’nin dört bir yanındaki okullarda verilmekte olan ‘1915 yalanı’ konferansları, 2015 için yapılan propaganda hazırlıkları, bu yolun nasıl döşenmekte olduğunu gösteriyor. Bu süreçte, yurtdışından Türkiye’ye 1915 konusunda baskıların artacağını ve bunun da içeride milliyetçi tepkileri yükseltmek için kullanılacağını görmek zor değil. Türkler ve Ermeniler, üçüncü ülkelerin, aralarındaki meseleyi nasıl riyakârca kullandığını görüp sorunlarını birlikte çözmek için uğraşmadıkça, bu kaygıları daha çok yaşamamız da kaçınılmaz.
Türkiye, cumhuriyet tarihinin gerçeklerini geç ve güç de olsa hatırlıyor. Darbelerle, katliamlarla, devletin suçlarıyla hesaplaşıyor. Ergenekon davası, 12 Eylül yargılaması, 28 Şubat soruşturması, Dersim’de 1938’de yaşananların araştırılması, hepsi ama hepsi, tarihi önemde, hakkıyla yürünmesi halinde ülkeyi yepyeni bir mecraya taşıyacak yollar. Bu dava ve soruşturmaların ifade ettiği alanlara baktığımızda ise, Türkiye’de her grubun, Türklerin de, Kürtlerin de, Müslümanların da, Alevilerin de, devlet uygulamalarının kurbanları olduğunu görüyoruz. Her grubun içerisinde kendi mağduriyetini öne çıkarma eğilimi ağır bassa da, bütünlüklü bir siyasi bakış, bu mağduriyetlerin kökünde sistemin, kurucu ideolojinin olduğunu gösteriyor.
O kurucu ideolojinin temelindeki ayaklardan birinde ise, Anadolu topraklarının, binlerce yıldır üzerinde yaşayan halklardan temizlenmesi duruyor. Modernizm öncesi millet-i hâkime anlayışı ile modernist toplum mühendisliği, el birliğiyle, Ermenileri, Rumları, Süryanileri yaşadıkları haritadan sildi. Bu nedenle, 1915 salt bir vicdan sorunu değil, bundan çok daha fazla, bir siyasi tercih sorunu. Çünkü 1915, Türkiye’nin hesaplaşmaya çalıştığı yakın tarihin üzerinde yükseldiği sessizlik anlaşması. Onu hakkıyla anımsamadan, Müslüman’ı, Alevi’yi, Türk’ü ve Kürt’ü de kurban eden devlet anlayışıyla yüzleşmek mümkün değil. Ermeni meselesi, tam da bu yüzden bir yeni Türkiye meselesi. 1915’te yaşananlar idrak edilemeden, yeni bir Türkiye’nin kapısına gelinebilir belki, ama eşiğinden geçilemez.
AGOS
24 Nisan 2012
http://www.agos.com.tr/agosun-24-nisan-sozu-turkiye-icin-idrak-zamani-1277.html
Ahmet Uğurlu
Geçenlerde Türk televizyonlarının gelmiş geçmiş en absürt dizisi Leyla ile Mecnun’da yıllardır kullanmadığım bir kelime kullanıldı: Gocuk
Kelimeyi duymamla birlikte dakikalarca güldüm. Biz çocukken hep gocuk derdik montlarımıza. Neden sonra değişti ki? Bundan sonra gocuk kelimesini daha çok kullanacağım, misal;
“Deri gocuğumu bulamıyorum.” ” Kırmızı gocuğun ne güzelmiş.” gibi..
Bu nadide sözcük Matrix’le dalga geçen şu sahnede kullanılmıştı :

Ülker bu sefer de Fenerbahçe’yi tebrik ediyor.
Türk Futbol tarihinin en güzel fotoğraflarından biri ve tabii ki Aykut Kocaman…
Mad Men
Elazığ’da Yaşayan Çemişgezekliler’in kurmuş olduğu Çemişgezek Gönüllüleri Derneği, ilçenin girişindeki kayaya şaşkın keklik heykeli yaptırmış....
ergenekon caddesinin hrant dink caddesi olma anı.. deyiverin.
bir Ermeni piçiyiz..
Bugün atılan sloganlara, taşınan pankartlara bakınca Sub-comandante Marcos’u eşcinsel olarak aşağılamaya...